21 Eylül 2014 Pazar

11 Ekim 2013'ten kalan:

bunun adı da bamya olsun



bir yolculuk anı, en sevdiğim
bir sürü kelime, bir yığın sessizlik
ve sade
kafa sesim

tırnaklarım da mor, kalemim de bugün
neyin moru bu?
göğsüm yeşil, boynum alacalı, bacaklarım gri
renklerden düzülmüyor ne yazık kelimeler
yalnız kurşuni

yaklaşık sekiz ay on günü var
yaşadığım en büyük hazımsızlığın
koptu kopacak
bağırsaklarımdan
süzülecek
aşkımın en saf 
en vahşi
hali

adam diyecek 

"seviyorsan serbest bırakacaksın, geri dönerse senindir
dönmezse hiçbir zaman senin olmamıştır"
kim bilir hangi kadına söverek


gözünün değdiği her yer kurudu
önce gözlerim
kulaklarım
dilim
sona bağısaklarım ve
kalbim

seni bağırsaklarımda beklettim
sinesin diye, unufak olup 
süzülüp hela sularına
bulanasın diye
karnım hiç bu kadar şişmemişti
hiç bu kadar sertleşmemişti
kalbim...

kalp kimin umrunda!
bağırsaklarım mevzu bahis burada
tırmanmadığım duvar, dibini görmediğim güğüm
kaynatmadığım ot, koklamadığım tütsü 
kalmadı

(kalmadı mı sahi? bu ne biçim mübalağa
şiir yazılamıyor uyakla)

ne diyordum, evet
sonunda ilk kımıltılarıma gebe kaldım
o kımıltılar ki
gecedensabahagecedensabahagecedensabaha
şiddetini artırarak
dağılıyor
önce saç sonra
parmak uçlarıma
yakında kurtuluyorum senden
büyük bir gümbürtüyle uğurlayacağım seni

insan yediği şeydir demiş birileri
ben de diyorum ki
sevdiğini yer insan

babaannem derdi:

"allah güzel insanlarla karşılaşmayı nasip etsin"
bir de "kaderinden gülesice" derdi ama
bunun konumuzla ilgisi yok
varsa da, diğer her şeyle olduğu kadar

ben de 
allah doğru kitaplarla karşılaşmayı nasip etsin 
desem şimdi
Alper Kamu'nun benim için ne kadar doğru 
olduğunu tartışacak değilim
ama büyümesin Alper Kamu,
ben bamya pişirmem söz!

Hiç yorum yok: